IMG 0266

Anadolu’nun ilk medeniyetlerinden Hatti ve Hititlerin kültürel mirasına ev sahipliği yapan Çorum’un Boğazkale ilçesindeki Hattuşaş, Hititlilerin genç tunç çağı krallığının başkentidir. Kızılırmak’ın suladığı topraklarda kurulan kent, araziye oturumu açısından bir çok kente güzel bir örnek sunmaktadır. M.Ö. 12.yy. – M.Ö.17.yy. arasında, yani 5000 yıl Hatti ülkesi olarak anılan kentin ilk ismi Hattiler tarafından “Hattuş” olarak adlandırılmış, Hitit egemenliğine geçtikten sonra “Hattuşa” adını almıştır. Hitit İmparatorluğu gücünün doruğundayken Anadolu ve Kuzey Suriye boyunca Fırat Nehri’ne ve Mezopotamya’nın batı eşiğine kadar uzanmaktaydı. Hititlere başkent olduğu dönemde ise, yaklaşık 40 bin ile 50 bin arasında insan yaşadığı düşünülen Hattuşaş, Orta Anadolu’nun kuzey kesiminde, Türkiye’nin şimdiki başkenti Ankara’nın 160 km doğusunda, Boğazköy’ün (Boğazkale) yakınında yer almaktaydı. Gelişiminin doruğuna vardığında, 185 hektarı aşan alanıyla antik yakındoğu’nun en büyük kentsel merkezlerinden biri haline gelen kent, aşağı şehir ve yukarı şehir olarak iki bölüme ayrılmış. Yukarı Şehir’de genelde kutsal alanlar ve tapınaklar, aşağı şehir’de ise sivil yaşam alanları ve büyük tapınak bulunmakta. Kenti çevreyelen surlar yaklaşık 6 kilometreyi bulmaktaymış. Kente girişi sağlayan 5 adet kapı vardır. Bunlar kentin en yüksek noktasında bulunan Sfenksli Kapı ve surun doğu ve batı ucunda karşılıklı olarak bulunan Aslanlı Kapı ve Kral Kapısı’dır.

 

1 Numaralı Tapınak

Aşağı Şehirdeki yaşam alanlarının ortasında Hattuşa tarihinin en büyük dini yapısı olan Büyük Tapınak yükselmektedir. Burada bulan tapınaklarda seramikler, silahlar, yazılı belgeler, aletler ve kült objeleri bulunmuştur. İki kült odası olduğu için tapınağın, İmparatorluğun tanrılarının en büyükleri olan fırtına tanrısı ile Arinna’nın güneş tanrıçasına adanmış olduğu kabul edilir. Kült odalarında tanrının tasviri olan heykel vardır. Tapınağın etrafındaki depolarda ayinlerde kullanılan kült araç gereçleri, adak eşyaları, çivi yazılı tablet arşivleri ve erzaklar muhafaza edilmektedir.

Büyük Hitit krallığında anıtsal mimarlığın gelişmesi, yontu sanatının da mimariye bağlı ortaya çıkmasını sağlamış. Taşı büyük bir ustalıkla kullanmış Hitit sanatkarları ve mimarlar, iri taşlardan oluşan anıtsal mimarinin Anadolu’daki yaratıcıları olmuşlar. Dinsel ve sivil mimari örneklerinin en yetkin ve görkemli eserleri burada gün yüzüne çıkmış.

Yukarıda görmüş olduğunuz (yeşil renkli) ve dokunduğunuzda özel bir taş olduğunu düşündüğünüz bu taş aslında bu bölgeye özel bir taş çeşididir. Hatta taşın sağında kalan ve tapınağa ait olduğu bilinen kapı eşiğinden yaklaşık 1-1,5 metre altında kaldığı uzmanlar tarafından belirtilmekle birlikte antik tapınağın içinde bulunduğu için, dini bir işlevi olabileceğini iddia etmektedir. Taşla ilgili uzmanlarca tartışılan bir başka konuda Kadeş Barış Antlaşmasından sonra II. Ramses’ten bir armağan olduğunu ileri sürmektedir. Ancak bunu gösteren eski bir metin olmadığı için bu teori henüz kanıtlanamamış değil. Ayna gibi olana kadar mükemmel şekilde parlatılmış olan bu yeşil taş, ışığı yansıtmakta ve dokunan birçok insan taşın garip enerjiler verdiğini söylemektedir.

Yamaç evlerle ilgili olarak söyleyeceklerim ise MÖ. 16.yy.da poternli surlarla  çevrilmiş olan eski Hitit şehrinde büyük tapınak ile büyük kaledeki kral sarayı arasındaki yamaçta çeşitli teraslar halinde inşa edilmiş.  İki katlı olduğu tahmin edilen yapı 32 x 36 metre boyutlarındadır. MÖ.13.yy. sonlarında yangın meydana gelen yapı günümüze kısmen ulaşabilmiş. Yapılan kazı çalışmalarında birçok çivi yazılı tablet bulunmuş ve arşiv açığa çıkarılmıştır.

Aslanlı Kapı; şehir surunun güneybatısındaki bu anıtsal kapı, iki kule arasında yer almaktadır. İçe doğru açılan ahşap kapıyla geçite ulaşılmaktadır. Dış yüzde kapının her iki yanındaki aslanlar cepheden üç boyutlu olarak işlenmiştir. Aslanların büyük gözleri ve açık ağzı koruyucu niteliklerini vurgulamaktadır. Soldaki aslanın tahrip olmuş yani rekonstrükte  edilmiş halidir. Bu aslanların orjinali boğazkale müzesinde sergilenmektedir.Aslanlı Kapının arka yüzü

Şehrin simgesel tacı olarak surun güney sınırında bulunan yer kapı vardır. 80 m genişliğinde ve yaklaşık 30 metre yüksekliğinde olan yer kapı, 250 metre uzunluğunda yapay bir yığma settir. Bu yığma set üzerinden surun orta kesiminden Sfenskli kapı ve bunun hemen altında potern adı verilen  yığma setin yapımından önce inşa edilmiş 70 metre uzunluğunda bir tünel vardır. Hattuşaş’ın en yüksek yerinde bulunan yer kapının koruma amacından çok gösteriş amacı taşıdığı söylenmektedir.

Ziyaretçilere önerimiz tünelden geçip, doğu merdivenlerine yürümeleri buradan yığma sete çıkmaları ve sfenksli kapıdan geçerek yine şehir içine dönmeleridir.

Yer kapının dış tarafı yüksekliği 35 metreye bulan toprak yığma setin eğik dış yüzü taş döşeli olup Mısır’daki piramitlere benzetilmektedir. Bu yığma sete her iki taraftan taşlı yolla çıkılabilmektedir. Hattuşaştaki poternli kapıların şehre saldıran düşmanı arkadan çevirmek amacıyla yapıldıkları fikri pek geçerli durmasa da, kült törenleri veya geçitleri için yada barış sırasında normal şehir kapısı olarak kullanılması daha muhtemel olduğu düşünülmektedir.

Yer kapıdan geçtiğinizde sizleri muhteşem bir doğa karşılamaktadır. (Fotoğraf Ekim sonlarında çekildi)

Yer kapıdaki toprak yığma setin ortasında bulunan Sfenksli Kapı; aslanlı kapı ve kral kapısından farklı olarak iki kule arasında değil kulelerden birinin içinde yer almaktadır. Ayrıca kapı geçitlerin üstü sivri kemerli olmayıp düzdür.

Burada sadece dış geçit kapıları tahta ile örtülmektedir. Her dört kapı pervazı da sfenkslerle bezeliydi. Doğu olan sfenksli kapı eksiktir ama batı olanı kısmende olsa görülmektedir.2011 yılına kadar İstanbul ve Berlin müzelerinde muhafaza edilen sfenksler 26 kasım 2011’den itibaren Boğazköy müzesinde sergilenmektedir. Hattuşaş da bunların kopyaları bulunmaktadır.

Hattuşaş şehrinin en yüksek yerinde bulunan Yerkapı, yukarı şehrin en iyi görüldüğü yerdir. Batıda aslanlı kapıdan, doğuda kral kapıdan yukarı doğru devam eden duvarın yükseltisi sağdan soldan izlenebilmektedir. Bu sur, şehrin güneye doğru büyültme çalışmaları kapsamında muhtemelen MÖ.16.yy.da inşa edilmiştir. Sol tarafta kuzeye doğru uzanan doğal bir terasta 5 adet su havuzu tespit edilmiş. Alanda görülen çoğu kalıntı tapınağa aittir. Bu tapınaklar Hitit mimarisinde alışık olduğumuz taş temelli ahşap hatıl (ağırlığı yatay olarak dağıtmak ve duvarların düşey doğrultudaki çatlamalarını önlemek için duvarın içine yatay olarak boydan boya uzatılan ahşap, tuğla ya da beton), dikmelerin sağlamlaştırıldığı kerpiç duvarlı ve düz damlı yapılardır. Tapınakların boyutları ve oda dağılımları çeşitli olsa da planı belli bir prensibe göre yapılmıştır. Büyük ve üstü açık bir avludan girildikten sonra ön odadan geçilerek girilen, kült odasında, tapınağın tanrıya adandığına dair bir tasvir bulunmaktadır. Yapının diğer odaları depo ve rahiplerin oturduğu mekanlardır. Bu kadar dar bir alanda 28 tapınağın bulunuşu ilk bakışta çok gibi gelse de, çivi yazılı tabletlerde Hattuşaş’tan “Bin Tanrılı Şehir” olarak söz edilmektedir.

Konumu, biçimi ve boyutları açısından şehrin en iyi korunan yapısı yada daha doğru bir ifadeyle kapısı, Kral kapısıdır. Kapı odası ve yaklaşık 5 metre yüksekliğinde olduğu tahmin edilen sivri kemer biçimli içte ve dışta iki geçidi bulunmaktadır. Bu kapı geçitleri ortadaki odaya doğru açılan çift kanatlı ahşap kapılarla kapanmaktadır. İç kapının solundaki blokta elinde balta, kemerinde kılıç taşıyan miğferli savaşçı görünümlü tanrı kabartması bulunmaktadır. Burada gördüğünüz bir çok taş işlemesi birebir kopyasıdır. Bir çoğu Ankara Medeniyetler müzesi, İstanbul Arkeoloji müzesi ve Boğazkale Arkeoloji müzesinde sergilenmektedir.

Nişantaş adını düzleştirilmiş bir kaya üzerindeki 8,5 metre uzunluğunda ve 11 satır oluşan hiyeroglif yazıtından almaktadır. Kayanın üzerinde görmüş olduğunuz yazılar Hiyeroglif yazısıdır. Yazı büyük tahribat gördüğü için kısmen çözülebilmiş ve büyük olasılıkla Hattuşaş’nın son kralı II.Şuppiluliuma’nın icraatlarından söz edildiği yazmaktadır.

MÖ 7.yy da inşa edilmiş Güney kale ise, çevrede yaşayan halkın mallarının zaman zaman korunmasını sağlamaktaydı.

 

Hiyeroglif Oda

Arka duvarda başının üzerinde kanatlı güneş kursu bulunan uzun giysili Tanrı, elinde biraz değiştirilmiş Mısır hayat simgesi olan Anch tutmaktadır. Tanrının adı belirtilmemiş olsa da Mısır Güneş tanrısı olduğu tahmin edilmektedir.

 

Hititlerin son kralı Şuppiluluima’nın MÖ.12.yy.’dan  hemen önce inşa ettirdiği hiyeroglifli odada sol duvarda yer alan kral,ok,mızrak ve kılıcıyla savaşçı görünümünde tasvir edilmiştir. Ancak başında boynuzlu bir külah bulunduğu için kral burada tanrılaşmış olarak yani ölü olarak tasvir edildiği anlaşılmaktadır.

Sağ duvarda kralın çeşitli başarılarını konu alan bir hiyeroglif yazıtı vardır. Tüm bunlar ışığında odanın yeraltı dünyasının sembolik girişi olduğu düşünülmektedir

Büyükkale ise;  Kral Sarayı ile ova düzlüğü arasında kalan alanda Hitit krallarının sarayları bulunmaktaydı.Saray şehrin en yüksek yerinde, şehre ve kuzeydeki ovaya tamamen hakim bir konumdadır.Bugün görülen yapıların çoğu MÖ.13.yy’daki şehrin genişletilmesi sırasından kalan yapılardır. Sarayda depolar,arşiv odaları, özel yaşam alanları, kutsal yapılar ve kabul törenlerinin yer aldığı odalardan oluşmaktadır.