1 (0)

Kıbrıs, doğal güzellikleri ve tarihiyle adanın en gözde turistik beldelerinden biri tahmin edeceğiniz gibi Girne’dir. Kıbrıs’ın kuzeydoğusunda bulunan ve dikdörtgen plana sahip olan Girne Kalesi, kesin inşa tarihi günümüzde belirlenemesede, M.S.7.yüzyılda Arap-İslam akınlarına karşı kentin korunması için Bizanslılar tarafından yapıldığı tahmin edilmektedir. Kale, Lüzinyan döneminde ilaveler yapılmış, Venedik döneminde son şeklini almıştır.

Akdeniz’in mavi sularına açılan limana hakim olmak için bir çok uygarlığın, Bizans, Fransız asıllı bir hanedanlık olan Lüzinyalılar, Venedik, Osmanlı ve İngiliz uygarlıklarına ait izleri görmenize imkan tanıyan kalede gezerken zaman tünelinde geziyormuş hissi kaçınılmaz oluyor. En azından biz gezerken bu hissi fazlasıyla hissettik diyebiliriz.

Yapılışı ile ilgili bilgi vermeye devam edersek,  kalenin büyük kısmı Kral John Dibelin (1208-1211) tarafından yaptırılmıştır. Lüzinyan krallarının barış zamanlarında dinlenme, savaş zamanlarında ise sığınma yeri olduğu bilinmektedir. 1373 yıllındaki Ceneviz akınlarında büyük zarar gören kale, 1489 yılında Venediklerinin eline geçmesiyle savunma planları önemli bir yer teşkil edecek kaleyi savunma amaçlı yeniden planlayarak yeniden inşa ederek, bugünkü şeklini almıştır. 1570 yılında savaşmadan Osmanlıların eline geçen kale, yaklaşlık 3 asır boyunca Osmanlıların himayesinde kalmıştır. Aslında savaşmadan demek doğru olmaz hikayeden biraz bahsetmek gerekirse, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kıbrıs Adası’na olan ilgisi, Rodos, Girit ve Mısır’ı aldıktan sonra başlamıştır. Osmanlı İmparatorluğu Akdeniz’de bu kadar genişlerken Kıbrıs, Osmanlı toprakları arasında kalmış ve stratejik açıdan önemli olan bu adada üslenen korsanların Osmanlı donanmasına ve hacca giden yolcu gemilerine saldırması, adayı yöneten Venediklilerin Osmanlılara düşmanca tutum sergilemesi ve Ortodoks Kıbrıslıların Osmanlılardan yardım istemesi de Osmanlıları Kıbrıs’a yöneltmiştir. Yavuz Sultan Selim’in 1517’de Mısır’ı almasının ardından Kıbrıs, Osmanlı İmparatorluğu için tekrar gündeme gelmiş ve Venediklilerin Memlüklülere Kıbrıs için ödediği 8000 dukalık verginin Osmanlılara ödenmesine karar verilmiştir. Kanuni Sultan Süleyman döneminde Venediklilerle yapılan bir antlaşma ile İstanbul’da bulunan Venediklilere yeni haklar verilmesi karşılığında Kıbrıs’tan alınan vergi 10.000 dukaya çıkarılmıştır. Ancak Venedikliler Kıbrıs’ı kaybetme korkusuyla Osmanlılara karşı cephe almışlardır. 1521’de Rodos’un Osmanlılar tarafından alınmasından sonra Venedikliler, Kıbrıs’ı kaybetme korkusuyla Mağusa ve Lefkoşa kalelerinde tahkimat yapmış ve halka yönelik baskılarını sürdürmüşlerdir. Ancak Venediklilerin, Mağusa, Lefkoşa ve Girne’yi tahkim edip diğer şehirleri ihmal etmiş olması bunları Osmanlılar için kolay av haline getirmiş ve Osmanlılar Kıbrıs’a ikinci saldırıyı, 1539’da Limasol’a yapmış ve şehri tahrip etmiştir. Venediklilerin Osmanlılara karşı ikiyüzlü bir politika takip etmesi, korsanlarla beraber hareket etmesi ve Kıbrıs’ın Akdeniz’de Osmanlıları tehdit eden bir korsan üssü haline gelmesi Osmanlıların Kıbrıs’ı ele geçirmesi için kışkırtmıştır. II. Selim’in şehzadeliği döneminde ona Mısır’dan gönderilen hediyelere korsanların el koyması, 1563’de Mısır Hazine defterdarının bindiği geminin korsanlarca yağmalanması ve daha birçok yağma, taciz ve saldırı ve adada bulunan Hala Sultan Türbesi’nin güvenliğinin tehdit altında olması üzerine Osmanlılar sefer düzenlemeye karar vermiştir. Sefer sırasında kan dökülmemesi için Venedik’e elçi gönderilmiş ancak elçi tutuklanınca Osmanlılar da kendi topraklarında bulunan Venedikli konsolos ve maiyetini ve Venedikli tüccarları tutuklamıştır. Osmanlılar, 1570 yılında Venediklilere Kıbrıs’ı kendilerine verme konusunda girişimde bulunmuş ancak red edilince bu defa adayı ele geçirmek için akınlara girişmiştir. Lala Mustafa Paşa’nın komutası altında atlı ve yaya 60.000 kişiden oluşan Osmanlı Ordusu, karşılarında bir ordu ile savaşmadan 2 Temmuz 1570’de Limasol’a çıkmıştır. 3 Temmuz’da Tuzla’nın alınmasından sonra Osmanlı Ordusu Lefkoşa’yı kuşatmak üzere harekete geçmiş ve 9 Eylül 1570’de de Lefkoşa’yı almıştır. Osmanlı Ordusu’nun seferlerinde ada halkının desteği önemli yarar sağlamış ve Lala Mustafa Paşa’nın tek bir ateş açmadan Girne’yi ele geçirmesinde yardımcı olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu da bu yardımı, daha sonra ada halkını bir ölçüde özerk bırakacak kararlar alarak ödüllendirmiştir. Girne’den sonra diğer şehirleri ele geçirmek için harekete geçen Osmanlı Ordusu, Mağusa’da direnişle karşılaşmış, Eylül 1570’de başlayan direniş, 4 Ağustos 1571’de Mağusa Kale komutanı Bragadino’nun 5 maddelik bir antlaşmayla kaleyi teslim etmesiyle sona ermiştir.  Osmanlı Devleti’nin adayı fethi sırasında şehit düşen Osmanlı Amirali Cezayirli Sadık Paşa’nın lahidi de kalenin giriş bölümünde yer almaktadır.

Osmanlı döneminde kaleye yapılan ilavelerin tamamı İngiliz sömürge dönemindeki restorasyon çalışmaları sırasında ortadan kaldırıldı. Sonrasında İngiliz sömürge idaresi döneminde Polis Okulu ve hapishane olarak kullanılmış.

Kaleye geçmişiyle alakalı bilgiler verdikten sonra gelin beraber kale içerisinde bizleri neler bekliyor onlara birlikte göz atalım. Dar bir geçitten geçtiğinizde karşınıza,  12.yüzyıla tarihlenen ve bir Bizans yapısı olan, St.George Kilisesi çıkmaktadır. Bizans ve Lüzinyan dönemlerinde kale dışında bağımsız bir yapı olan bu kilise, Venedik döneminde kalenin genişletilmesiyle kalenin içerisine alınmış. St.George Kilisesinin kubbesini kalenin surlarından görmek mümkün. Kilise dış duvarlarında yer alan kabartmalar ve içerinde bulunan freskler ilginizi çekmeye fazlasıyla yetiyor.

Kaledeki gizemli yerlerden biri de Lüzinyan dönemine ait zindanlardır. İki farklı odada yer alan derin kuyulara atılan bir kadın bir de erkek tutsaklar bulunmaktadır. Bu tutsakların, açlık ve çeşitli işkencelerle ölümü bekledikleri,  bu zindanlarda heykellerle canlandırılmıştır. Kaledeki işkencelerin büyük bir kısmı Lüzinyan Kralı I. Peter döneminde yaşanmıştır.

Lüzinyan Kulesinde ise; yüzyıllar boyunca hangi medeniyetlerin kaleyi kullandığını ziyaretçilere gösteren tarihi bir yapı olarak dikkati çekiyor. Kulede Lüzinyan, Venedik ve Osmanlı dönemlerinin özelliklerini yansıtan dönemin savaş zırhlarının yanı sıra kaleye hakim olmuş ülkelerin bayrakları da sergilenmekte.

Venedik Kulesi de yine bu dönemin mimarisini yansıtması açısından oldukça büyük öneme sahip. Bu bölümde kuleden top atışı hazırlığı yapan Venedikli askerlerin canlandırmaları yer almaktadır.

Girne şehrinin yaklaşık 10 kilometre kadar doğusunda yer alan Vrysi Neolitik köy yerleşim yerinde yapılan kazı çalışmalarında çıkartılan buluntular, kalenin bir odasında sergilenmektedir. Vrysi’de çıkartılan eserlerle birlikte köy hayatının günlük yaşantısına dair canlandırmalar da yine Vrysi Yerleşim Yeri Müzesi’nde sergilenmektedir. Erken ve Orta Tunç dönemlerine ait Kırnı Köyü’nde yapılan kazı çalışmalarında çıkartılan buluntular, Girne Kalesi’nin Kırnı  Mezarları bölümünde sergilenmektedir. Mezar şeklinde düzenlenen odada iskelet kalıntıları ve iskeletlerle birlikte gömülen bazı eşyalar bulunmaktadır. Vrysi Yerleşim Yeri ve Kırnı Mezarı’nın olduğu bölümde yer alan Akdeniz Mezar Kazısı bölümünde, Helenistik dönemden başlayarak Erken Bizans Dönemi’ne kadar kullanılan mezarın bir maketi sergilenmektedir. Bu büyük makette hem yer üstü hem de yer altı sergilenmektedir.

Kale içerisinde gezi sırasında en çok dikkati çeken odalardan biri de ” Batık Gemi” müzesidir. 1967’de balçığa gömülü olarak bulunan geminin 80 yıl hizmet verdikten sonra M.Ö. 300’lü yıllarda açık denizde yakalandığı fırtına sonucu eski Girne limanından yaklaşık 1,5 km. açıkta suyun 3 metre derinliğinde 1965 yılında tespit edilmiştir. 1968-1969 yıllarında uzman ekiplerin çalışmaları sonucu su üstüne çıkarılan gemi, bugünkü yerine aktarılmıştır. Dünyanın en eski batık gemilerinden birinin sergilendiği bu müzede, geminin çıkarılma öyküsünün fotoğrafları sergilenmektedir. Diğer odada ise özel bir havalandırma sistemiyle korunan geminin kendisi bulunmaktadır.

Kıbrıs’ın incilerden biri olan Girne Kalesine ait aktaracaklarım bunlardan ibaret. Kıbrıs sadece bundan ibaret mi  diye merak edenleriniz olursa,  bu tarihi yarım adada Salamis antik kenti, St.Hilarion Kalesi, Lala Mustafa Paşa Camisi gibi bir çok tarihi yer vardır. Bunlara nasıl ulaşacağınız ise belli sitemizde buralara ait bilgilendirmeler mevcut. Bir sonraki yazıya kadar sağlıcakla kalın…

                                                               Kaleye giriş

                                                      Kiliseye ait geçit

                                                                      Girne hatırası için biçilmiş kaftan

                                                    Osmanlı Amirali Cezayirli Sadık Paşa’nın Mezarı

                                                                                   St.George Kilisesi

                                               St.George Kilisesi 12.yüzyıla tarihlenen ve bir Bizans yapısıdır

                                Döneme ait savaşçıların kullandığı teçhizatlar.

Lüzinyan, Venedik ve Osmanlı dönemlerinin özelliklerini yansıtan dönemin savaş zırhlarının yanı sıra kaleye hakim olmuş ülkelerin bayrakları da sergilenmekte

                                                                            Ölüme terkedilen bir kadın

                                                   Kaledeki işkencelerin büyük bir kısmı Lüzinyan Kralı I. Peter döneminde yaşanmıştır

                                                                                 Vrysi Neolitik köy yerleşimi

                                                                          “Batık Gemi” ait fotoğraf

                                             M.Ö. 300’lü yıllara dayanan o gemi

                                                                                  Amforalar